Hiçbir kapının tamamen kapanmadığını görmenin insana bahşettiği o umudun yıkıcılığının bazen hiçbir acının açtığı yaraya benzemiyor oluşu öyle bir buhrana sürükleyebiliyor ki... Tünelin sonunda görünen ışığa varma ümidini yitirmeden ilerlerken o küçük umutla yitip gitmek mi daha akıl kârı, yoksa herşeyin ayırdına varmış tam bir bilinç içindeyken tükenmek mi daha avantajlı ruh için, sorgulamak gerekir.
Yanılsamalara yenilmek mi daha erdemli yoksa gerçeklere mi? Ufacık bir aralığı olan kapıya yöneliriz ardında aydınlığı görmeyi bekleyerek ama kendimizi kandırdığımızın farkındalığıyla o küçük kapı aralığından geçerek başka bir kapıya ulaşırız. Ardına kadar açık veya tamamen kapalı kapılar değil de yine ufacık aralıklar bekler hep bizi. Bilinci yerinde bilinçsizce kumar oynayan insanlar olarak yaşayıp gidiyoruz. Yuvarlanıp gitmiyoruz hiçbirimiz, dimdik ayakta fakat ellerimizde soru işareti el fenerlerimizle iz sürüyoruz.

