
Önyargılarımız bize at gözlüklerimizi taktıklarında, sağımızı solumuzu göremez olduğumuzda, önümüzdeki gerçeklerimizle baş başa bıraktıklarında bizi, karşımızda dimdik duran “her şey” ve “doğrularımızın” arkasından bize el sallayan, parmaklarını gözümüze gözümüze sokan “yanlışlar”ı ve “olamaz öyle şey”leri nasıl görmezden gelebiliriz? Hatalı olduğumuzu bile bile, kendi algılarımıza vurduğumuz zincirler bizi içten içe çürütüp, kendimize olan güvenimize güç katmak yerine onu zayıflatmaz mı? Başkaları bizi kandırmaya, “yemeye” ya da bizimle eğlenmeye çalıştıklarında ortaya çıkan öfke, kendi kendimizi kandırdığımızda söner gider mi, yoksa yine biz bataklığımızda öylesine mutlu olduğumuz için bu hiç haz almadığımız şeyleri kendimize yaptığımızda gözümüze hoş mu gelirler? Aptallığımızın verdiği sarhoşluğa mı kapılıyoruz böyle durumlarda, yoksa başkalarıyla değil de kendimizle eğleniyor olduğumuzun verdiği hoşnutluk mudur bizi bilincimizden eden?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder